METAFOR OLARAK HASTALIK-AIDS ve METAFORLARI ÜZERİNE KİŞİSEL BİR DEĞERLENDİRME (KİTAP ÖNERİSİ)

 

METAFOR OLARAK HASTALIK-AIDS ve METAFORLARI ÜZERİNE KİŞİSEL BİR DEĞERLENDİRME (KİTAP ÖNERİSİ)

METAFOR OLARAK HASTALIK-AIDS ve METAFORLARI ÜZERİNE KİŞİSEL BİR DEĞERLENDİRME (KİTAP ÖNERİSİ)

Sultan Özmert GKL Mezunu

Pandemi süreci devam ederken, hayat dinamiklerimiz de hala çevrimiçi. Belki toplantıların ve eğitimlerin çevrimiçi hale gelmesi bize pratiklik kazandırdı fakat ekran karşısında geçirdiğimiz süre uzayınca bizi bazı alışkanlıklarımızdan da uzaklaştırıyor. Bu yüzden bu süreçte okuyabileceğimiz dolu dolu bir kitapla geldim: Metafor Olarak Hastalık, AIDS ve Metaforları.

 Kitap, Amerikalı deneme yazarı Susan Sontag tarafından kaleme alınmış ve yazarın deneyimlerine dayanan deneme türünde yazılmış çok uzun olmayan bir kitap. Kitabın ikinci kısmı AIDS ve Metaforları kitaba daha sonra eklenmiş. Susan Sontag bu kitapta meme kanserine yakalandıktan sonra hastalık sürecindeki deneyimlerini anlatıyor, tabi bu deneyimler kitapta sosyolojik bir bağlamda ele alınmış. Bir kavramı, nesneyi tanımlarken genel olarak bunlar, şunlar ikiye ayrılır diyerek temel iki kategoride değerlendirmekteyiz. Geçmişe gittiğimizde bu iki kategorizasyonun hastalıklar için bile kullanıldığını, hastalık kavramının genel ve kısa tanımı fiziksel ya da ruhsal kötülük hali olarak tanımlanmış fakat daha iyi ya da daha kötü hastalık olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Aslında burada hastalık her ne olursa olsun kötüdür fakat dönemin dinamikleri, toplumu derinden etkileyen olaylar doğrultusunda hastalıklar üzerinden görece iyi ya da oldukça kötü metaforlar ortaya çıkmıştır 14. yüzyıldaki veba salgınından bu yana bazı hastalıkların diğerlerinden daha kötü görülerek etiketlendiğini bunun da zihinlerimizde nasıl ön yargıya dönüştüğünden bahsediliyor. Kanser ölümcül, AIDS’in ise adı bile anılmamalı. Tarih boyunca bu tür etiketlemeler yüzünden günümüzde tıp ne kadar ilerlese de teknoloji gelişse de hala bazı hastalıkları diğerlerinden daha kötü olarak değerlendirmekteyiz fakat hastalığa atfedilen bu olumsuz tutumlar hastalığa sahip kişileri damgalamaktan öteye gitmiyor. Pandemi döneminde de zaman zaman bu durumu farklı şekillerde yaşadık hastalığın ortaya çıkmasından tutun yaşlı bireylerin günah keçisi ilan edilmesine kadar bir şekilde insanlar ön yargılı söylemlere maruz kaldı. Kitapta da bu durumlar ele alınmış.Dünden bu güne hastalık olgusu ve hastalığı nasıl değerlendirdiğimiz, yazarların ve şairlerin bu konuda atıfları da yer almakta. Hastalık olgusu kimi zaman romanlara konu olurken kimi zaman da politik söylemlerde karşımıza çıkıyor fakat gözden kaçırdığımız nokta ise bu söylemlerin birer hedefe dönüşmesi. Kitap da bu söylemleri eleştirmekte ve toplum üzerindeki etkisinden bahsetmektedir.

 Yazar, hastalığı deneyimlediğinde bu metaforların hala etkisinin kuvvetli şekilde devam ettiğini fark etmiş ve bu kitabı kaleme almıştır. Kitabı yazma amacını da şu cümleyle ifade etmiştir: ‘’Kitabımın amacı hayal gücünü kışkırtmak değil, zihni sakinleştirmekti ve kanser olan kişilerin gereksiz yere çektikleri acıları hafifletmekti. Edebi kelimeler kullanarak bir anlam arayışına girmek değil hastalıkla ilgili pratikleri harekete geçirmekti. Acı bir şekilde gözlemlediğim kanser deneyiminin metaforlarının doğurduğu sonuçların vahameti göz ardı edilemeyecek türdendi.’’ Kitabın hastalık kavramına sosyolojik bağlamda bir yorum getirmesi benim oldukça hoşuma gitti ve özellikle içinde bulunduğumuz pandemi sürecini de hesaba katarsak dilimize ve zihnimize yerleşen birçok ön yargılı söylemin üzerine düşünmemi sağladı. Umarım siz de okur ve beğenirsiniz. Ön yargısız kalabilmek dileğiyle.

Benzer Gönderiler...

2020'li yıllara damga vuracak çalışma şekli: Dijital Göçebelik

Koronavirüs dolayısıyla remote ve freelance çalışmanın popülerliği gün geçtikçe artıyor. Türkiye’de henüz pek bilinmeyen, Y Kuşağı’nın geliştirdiği yeni çalışma şekillerinden yalnızca biri olan dijital göçebelik, Dünya üzerinde birçok ülkede özellikle yazılım ve iletişim sektöründe son derece yaygın. Birçok beyaz yakalıya bir ütopya gibi gelebilecek hem seyahat etme hem de profesyonel hayatta ilerleme fikri dijital göçebelik ile ulaşılabilir hale geliyor.